Hülya Düzenli

Kendi resmetmesini mi resmediyor?..

Felipe IV Ailesi / Las Meninas – Nedimeler

Diego Rodríguez de Silva y  Velázquez

İspanya Kraliyet Kolleksiyonu – Prado Müzesi, Madrid İspanya

Bugün sizlerle yine önemli bir yapıtı, büyük bir ustayı konuşacağım. 17. yy da  İspanyol sanatının mimarı, büyük sanatçı Diego Rodríguez de Silva y  Velázquez. Sanatın temsil ettikleri, sanat yapıtının  nesnesi, nesnenin anlamı ve bütün bunlar üzerine yorumlar sanatseverleri  ilgilendirmiştir.  Bence sanat yapıtının  nesnesinden çok, nesnenin mekân- zaman ilişkisinden söz edilen bir başka resim daha yoktur. “Las Meninas/Nedimeler/ Felipe IV Ailesi”

 

Devamını oku...
 

Geçenlerde okuduğum bir köşe yazısında şöyle bir öykü vardı…

Dört mumdan birincisi barıştı.“Hiç kimse benim yanık kalmamı istemiyor” dedi…Kısa bir süre sonra ışığı gitgide azaldı ve söndü barış

İkinci mum, “Ben güvenim” dedi…“İnsanlar beni gerekli görmüyorlar, bana gerek yok” dedi, söndü o da…

Üçüncü mum “sevgi” idi…“Ben sevgiyim, yok edildim…” dedi, çırpına çırpına söndü…

Çocuklar mumların bir bir söndüğünü görünce ağladılar.

Dördüncü mum onlara, “Ben umudum. Ben yandığım sürece beni alıp diğer mumları yeniden yakabilirsiniz” dedi…

(…..)

Öyle yapın…

Dördüncü mum sönmesin…

Devamını oku...
 

Onlar taşrada bir araya gelmiş küçük bir grup, yemek sırasında sakin bir şekilde eğleniyorlar mı?

Bizlere cesur ve korkusuz biçimde dik dik bakan ve küstahlığına rağmen hepimizin sevgisini kazanan bir başyapıt mı?

 

23 Ocak 1832'de Paris'te doğan Édouard Manet’in babası Auguste Manet bir yargıç, annesi Eugénie-Desirée Fournier İsveç Prensi Charles Bernadotte'nin torunuydu. Varlıklı, görgülü insanlar olan aile Édouard’ın da hukukçu olmasını istiyordu. Ama tarih onu büyük bir sanatçı olarak yazar…

Dayısı Charles Fournier yeğeninin resim yapmasını destekliyor, onu sıklıkla Louvre'a götürüyordu…1845 yılında Manet dayısının tavsiyesiyle, çizim dersleri almaya başladı.

1848 de sanat eğitimine karşı olan babası onu Deniz Kuvvetleri sınavına soktu. Denizcilik sınavlarında iki yıl üst üste başarısız olunca sanat eğitimi almasına izin verildi. 1850-56 arası ressam T. Couture ile çalıştı. Manet bu yıllarda aynı zamanda Louvre’a giderek başyapıtları inceliyor, kopyalar yapıyordu. Daha çok gençken başkalarının görmekten hoşlandığını değil ancak kendi gördüğünün resmini yapacağını söylerdi. Teknik bir problemle karşı karşıya olduğunu hemen kavrayan sanatçı ilk olarak ustaların metotlarını uzun ve gayretli bir çalışmayla incelemeye koyuldu; bilhassa İspanya’da, Goya ve Velasquez’in resimlerinde benimseyeceği metodun belirtilerini buldu.

 

Devamını oku...
 

7 Temmuz 1887, Rusya, Vitebsk 28 Mart 1985, Fransa, Saint Paul de Vence

“sanat benim için özellikle bir ruh halinin yansımasıdır.”

Sanatçıların fikirlerini ifade edişlerindeki teknik ya da düşünsel özgürlük Chagall tarafından sonuna kadar kullanılmıştır. Bu durum onun tutkulu - taşkın hisleri, fantastik dünyası, şiirsel cinselliği ve melankolik bir anlatımla ortaya koyduğu anılarıyla sarılmış resimleri için paha biçilmez bir ortam sunuyordu.

Chagall çocukken Vitebsk’de gördüğü kemancıyı bu bağımsız ve kendine özgü anlatımla ifade etmekteydi… Sanatçı çocuk yaşlarda keman çalıyor, çizim yapıyor, şiir yazıyor ve o günlere ilişkin şöyle diyordu:“Bizim oralarda bir kemancı vardı, hiçbirimiz onun nereden geldiğini bilmezdik, bir demirci gibi gün boyunca çalar akşamları da ders verirdi. Onunla çalışırken beni  ‘çok güzel, çok güzel’ diyerek yüreklendirirdi. Bende ona inanmış ve bir kemancı olabileceğimi düşünerek konservatuvara gitmeye karar vermiştim.”

Chagall ikonografisinde yer alan “Kemancı” figürünü Avrupa resminde Watteau’dan Picasso’ya kadar karşılaştığımız, orta sınıfın çok sevdiği Pierrot ve Harlequin (Commedia della’arte’deki komik karakter)’lerle ilişkilendirebiliriz.  İster bu resimleri ister diğer resimler gerçekten daima onun tek başına yarattığı bir dünyayı yansıtır.

Devamını oku...
 

İstanbul'dan Dali Geçti

Hülya Düzenli - Ayşegül Sönmez

 

20.09.2008 - 01.02.2009 tarihleri arasında Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) ve Akbank'ın sponsorluğu ile Gala-Salvador Dali vakfı’nın işbirliğiyle; 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından,  sürrealizm akımının temsilcisi İspanyol sanatçı “İstanbul’da Bir Sürrealist” Salvador Dali başlıklı bir sergi ile ağırlandı.

 

Salvador Dalí'nin kapsamlı bir retrospektif(geriye dönük) niteliğini taşıyan bu sergide; yağlıboya tablolar, çizimler ve grafiklerden oluşan 270 eserin yanı sıra, el yazmaları, fotoğraflar ve çeşitli dokümanlar yer aldı.

 

Bu sergi ile “Journal d’ungénie-Bir Dahinin Güncesi” adını taşıyan özyaşam öyküsünde “... Ben babaları, André Breton ve Pablo Picasso’nun kafasına koyduğu “yamyamca” belirsizlik elmasını altına dönüştüren Giyom Tell’in oğluyum. O çok  kırılgan Salvador Dali’nin çok sevdiği kafa! Evet, ben modern sanatın kurtarıcısı, çağımızın tüm devrimci deneylerini, İspanya’nın üstün ve şanlı misyonu olan gerçekçilik ve gizemcilik geleneğinin izinde, en güzel biçimde yüceltmeyi, bütünleştirmeyi ve rasyonalize etmeyi başarabilecek tek kişi olduğuma inanıyorum.” diyen Salvador Dali’yi  tanıdık.

 

Devamını oku...