Hülya Düzenli - Ayşegül Sönmez
20.09.2008 - 01.02.2009 tarihleri arasında Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) ve Akbank'ın sponsorluğu ile Gala-Salvador Dali vakfı’nın işbirliğiyle; 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından, sürrealizm akımının temsilcisi İspanyol sanatçı “İstanbul’da Bir Sürrealist” Salvador Dali başlıklı bir sergi ile ağırlandı.
Salvador Dalí'nin kapsamlı bir retrospektif(geriye dönük) niteliğini taşıyan bu sergide; yağlıboya tablolar, çizimler ve grafiklerden oluşan 270 eserin yanı sıra, el yazmaları, fotoğraflar ve çeşitli dokümanlar yer aldı.
Bu sergi ile “Journal d’ungénie-Bir Dahinin Güncesi” adını taşıyan özyaşam öyküsünde “... Ben babaları, André Breton ve Pablo Picasso’nun kafasına koyduğu “yamyamca” belirsizlik elmasını altına dönüştüren Giyom Tell’in oğluyum. O çok kırılgan Salvador Dali’nin çok sevdiği kafa! Evet, ben modern sanatın kurtarıcısı, çağımızın tüm devrimci deneylerini, İspanya’nın üstün ve şanlı misyonu olan gerçekçilik ve gizemcilik geleneğinin izinde, en güzel biçimde yüceltmeyi, bütünleştirmeyi ve rasyonalize etmeyi başarabilecek tek kişi olduğuma inanıyorum.” diyen Salvador Dali’yi tanıdık.
Madrid Güzel Sanatlar Okulu’nda eğitim gördü.1928’de iki kez Paris’e gitti, Picasso ve Míro ile tanıştı. Ertesi yıl Goemans Galerisi’nde yapıtlarını sergiledi ve Sürrealizm akımına katıldı. Aynı yıl şair Paul Eluard’ın karısı Gala ile evlendi.
Federico García Lorca ve sinema yönetmeni Louis Bunuel ile bu sıralarda arkadaş oldu. Özellikle şair ve müzisyen olan Lorca ile arkadaşlığı; tutkuları, doyumsuzlukları, mizah anlayışları genç ve ateşli sanat çevresinin yaşam biçimi içinde şekilleniyordu.“
Bunuel’in annesinden kopardığı parayla çektiği bu iki yapıtın ortak yapımcısı olan Dali’nin filmlere olan katkısı ve dolayısıyla sinemaya getirdiği yenilikler sinema tarihi için çok önemlidir. Yine güncesinde sinemasal anlatıma nasıl yaklaştığını onun cümleleriyle tanımlamaya çalışalım.“… En sıradan melodramlarda bile kamera katili her yerde izleyip, hatta ellerindeki kan temizlemek için banyoya kadar gidiyorsa, insanın inanası gelir mi buna? İşte bu nedenle Salvador Dali, daha filmine başlamadan önce kamerasını hareketsiz kılmaya, İsa’nın çarmıha gerildiği gibi onu yere çakmaya özen gösterecek. Eylem görüntü alanı dışına taşarsa, ne yapalım! İzleyici gerilim içinde, zıvanadan çıkmış, derin derin soluk alarak, ayaklarını pat pat yere vurarak, kendinden geçerek veya sıkıntıdan patlayarak- eylemin görüntü alanı içine dönmesini bekleyecek.Yeter ki çok güzel, ama bütünüyle bağıntısı olamayan bazı imgeler, sonunda gerçek amacı benim dahiyane düş gücümün eseri olan Dali’ye özgü kameranın hareketsiz, sabitleştirilmiş, son derece durağan gözü önünden geçerek izleyicinin kafasını karıştırmasın.”
“L’age d’or’un -Altın Çağ” erotik kışkırtıcılığın ve günahın yükselişini anlatır. Dali’nin sert ve sapkın yaklaşımlarını Bunuel biraz yumuşatır. Aşk sahnesinde dişlerle kadın kahramanın bir tırnağının çekilmesi yerine sakat bir elin okşanması yeğlenir. Herşeye rağmen film büyük bir skandal yaratacaktır.
Psikolojide rüya alanında çalışmış olan Sigmund Freud sanatçıların yaratma sürecini de rüyaları ele aldığı gibi ele almıştır. Özellikle ressamların kendi bilinçaltlarını, kimseye itiraf etmedikleri sırlarını hatta kendilerinin de farkında olmadığı bir takım bilgileri eserlerine aktardığını düşünüyordu. Freud buna “bilinçaltının dışavurumu” diyordu.
Dali’nin resimlerinde, objelerinde, dekorlarında, kostümlerinde, illüstrasyonlarında, Bunuel ile birlikte yaptıkları filmlerinde gerçekleştirdiği şey rüyaları ve zihnin akışını serbest bırakmak, imgeleri sıralı ve topluca bir anlam ifade edecek kalıplardan kurtarmak ve bilincin zincirlerini kırmaktı. Yani Freud’un “bilinçaltının dışavurumu” diye tanımladığını bir süreç olarak benimsemiş olduklarını söylemekle yanılmış olmayız. Endülüs Köpeği ve Altın Çağ filmlerinde karşımıza sunulan çoğu plan ve sahne bu yüzden bir sonraki ile mantıksal, zamansal ve mekânsal bir şekilde bağlı değildir. Onları bağlayan, aradaki görsel anahtarlardır.
Rüyaların oluşmasındaki doğal süreç nasıl işliyorsa, Dali’nin bizim için oluşturdukları da aynı doğallığa sahiptir. Bu yüzden izlediğimiz şey ne kadar gerçeküstü de olsa ikna edicidir.
Öncelikle filmleri için en önemli şey, bu filmlerin ve içindeki sahnelerin Dali ve Bunuel’in dehalarının, düşünce ve bilgi birikimlerinin, sorgulamalarının ve endişelerinin izlerini taşıdığıdır. Onlar bu filmler ile kendi bilinçaltlarını dışa vurmuşlar, bir noktada kendilerini keşfe çıkmışlar ve seyirciyi de bu yolculuğa sürüklemişlerdir.
Bunuel ile yaptığı bu ortak filmlerden başka Alfred Hitchcock’ un “Spellbound” filmine önemli katkıları olmuştur. Ayrıca Walt Disney için de “Destino” isimli bir animasyon hazırlamıştır.
1934’te Lautréamont’un “1869 Les chants de Maldoror-Maldoror’un Şarkıları) adlı kitabını resimleyen sanatçı 1937’de İtalya’ya bir gezi yaptı. Raffaello ve İtalyan barok ressamların yapıtlarından dan etkilenerek çağdaş klasikçilik olarak tanımladığı bir arayışa yöneldi. Bu yaklaşımını ömrünün sonuna kadar korudu.
II. Dünya Savaşı yıllarıydı birçok Avrupalı sanatçı gibi o da ABD’ye gitti, 1941’de New York Modern Sanat Müzesi’nde ilk retrospektif sergisini açtı. Aynı yıl “La vie secrete de Salvador Dalí- Salvador Dalí’nin Gizli Yaşamı” adlı otobiyografisini kaleme aldı. Bu kitapta, çocukluğunda geçirdiği şiddetli histeri krizlerini, okulda öğrencileri kışkırtarak ayaklandırdığını, bu yüzden cezalandırılışını, okuldan uzaklaştırılışını ve diğer pek çok noktayı anlatıyordu. Yaşamı boyunca olağandışı tavırlarını ve gösterişçi yanını açıklıkla ortaya koyuyordu. Gerek yapıtlarında, gerek sosyal yaşamında her zaman şaşırtıcı, olmayı, çılgınca bir tutumu korkmadan ortaya koymuştur. Ahlakdışı sayılmayı önemsemeden, hatta sapkınca diye bile adlandırılmaktan çekinmiyordu. 1939’da André Breton’un onu sürrealistler grubundan çıkarttığında ona paraya düşkünlüğünü ifade etmek amacıyla “Avida Dollars” dediğinde güncesine şöyle not düşüyor: “Breton benim adımla oynayarak “Avida Dollars”diye bir anagram oluşturdu. Bu belki büyük bir şairin başyapıtı değildi. Ama hayatımın akışında o sıradaki acil hayallerime oldukça iyi denk düştüğünü de kabul etmeliyim.”
Kendi fizik görünümünde Nietche okuduktan sonra uzatmaya başladığı favorileri, ünlü bıyıkları, sevgilisi ve karısı olan Gala ya düşkünlüğü onun tıpkı resimlerindeki gibi gerçeküstü bir yaşamın içindeymiş duygusunu almamıza neden oluyordu.
Çoğu kez karanlık bir Katalan manzarası içine yerleştirilmiş, vücudundan yarı açık çekmeceler çıkan insan figürleriyle, sanki balmumundan yapılmış ve güneş ısısıyla eğrilip bükülmüş saatler, en sık kullandığı temalardı. “Veristik gerçeküstülük” olarak da anılan bu eğilim içinde Dalí birbiriyle ilişkisiz düşsel imgeleri gerçekçi bir yaklaşımla bir araya getirmişti.
Devrinin önemli sanatçı ve düşünürleriyle gerek doslukları, gerek sanatsal üretimleri içiçe canlı bir yaşam süren Salvador Dali tüm sanat tarihinin büyük sanatçı ve eserlerle yakın ilişkiler kurmaktan hiç kaçınmadı. Yaşamında en çok eleştiri aldığı, birçok aydın tarafından altı çizilen nokta; onun Hitler ve Franco’ya olan hayranlığı, kralla olan dostluğu idi.Bir Wagner hayranı olan sanatçı bugün dünyanın en tanınan adlarından biridir.
23 Ocak 1989 da Figueras da ölen Salvador Dali; Lautréamont’dan esinlenerek geliştirdiği formüle göre, ortalığı karıştırmak ve ‘okuru aptala çevirmek’istediği öz yaşam öyküleri ile yaşamını kendi anlatımlarıyla gözlerimiz önüne sergilerken gerçekten ortalığı karıştırmayı da başardı.
1 Velazques için cep “Zurbaran’la Velazques’in zeytin yeşili ve gümüş oksidi gururuna benzer bir cevherden olabilmek için keşfetmek durumunda olduğumuz gerçekçilik ve gizemciliğe dönülmeliydi. Aşkın gerçeklik, Velazques’in mutlak görsel emperyalizminim başardığı gibi, saf gerçekliğin raslantısal bir kısmıyla bütünleştirilmeliydi. Ama bu da tek üstün gerçeklik olan tanrının tartışılmaz varlığını öngörüyordu. haberleri duyar duymaz geri dönülmez bir karar vermeden önce onyedi dakika kadar düşündüm: Salvador Dali döneminin en büyük yosması olacaktı. Ve oldum da. Giriştiğim her şeyin üstesinden bu paranoyak öfkemle gelmişimdir.
2Velazques için cep “Biliyorum ki çözümleme ve psikologluk yeteneklerim gerçekten de Marcel Proust’unkilerden üstündür. Sadece onun bilmediği pek çok yöntem arasında psikanalizi kullanmamdan değil, özellikle beynimin yapısından, yani beni bir türden denemeler için uygun kılan üstün paranoid tipli beynimden; zira Proust’un beyin yapısı nevrotik depresif türdendir. Bu bıyıklarının kasvetli halinden de anlaşılabilir. Nietzche’nin bıyığı gibi, hatta daha bile kasvetli.Velasques’in çarpıcı ve şen Baküsçü bıyığı, ya da zavallı köleniz ve dehanızın ultra gergedansal bıyığıyla tümden zıt.
“… erkek fizyonomisinin en vahşi ögesi olan karakterin trajik şahidi, bıyığın psikopatolojik üstünlüğünden…”
Saat için cep“…………..resim yapmaya girişebilmem için gerekli tüm malzemeleri alıyordu.tabii maddenin dağılışını haber veren peltemsi saatleri, tava olmadan kızarmış yumurtaları, doğduğum gün yitirdiğim ana karnındaki cenneti anımsatan meleksi ve sanrılı ışık hayalleriyle Dali kozmogenisini yaratmakla meşgulken teknikle ilgili hiçbirşey duymak istemiyordum.Resme ayırmam gereken zamanı bile vermiyordum.Vermek istediğim anlam açıksa, yeterliydi.Gelecek kuşaklar yapıtımın tamamlanmasını ve geliştirilmesini sağlayacakdı.”
Kaynak: Ana Britannica Genel Kültür Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık A.Ş., İstanbul 1994, Cilt 13, sf: 256-257.;S.Dali,çev.Semih Aközlü,”Bir Dahinin Güncesi”,Ara yayıncılık,1991;”Dali”, G.Néret, Taschen, çev. Ahu Antmen, ABC Kitabevi Yayınları, 1997; “Dali-Büyük Paranoyak”,J.L. Gaillemin, çev. Orçun Türkay,YKY,2008;
Resim yazı:
“Dali ve Lorca”1925, Port Lligat, fotoğrafı çeken Dali’nin kızkardeşi Ana Maria
“Madrid Resim, Yontu, Gravür Özel Okulu Sınıf fotoğrafı”1924-1925
“Endülüs Köpeği Filminde Gözü Ustura ile Kesmeden Önceki Sekans”1924
“Endülüs Köpeği Filminde Piyano Üzerinde Eşek Kafası”1924